Atatürk Arboretumu-Manolya

Atatürk Arboretumu-Manolya

İstanbul da Gezilecek Yerler

Avrupa Yakasında Gezilecek Yerler

Japon iş birliğiyle yapılmış, içerisinde Japonya’ya özgü sakuralar( kiraz ağaçları), bahçe yapısı, duvarlar, gölet ve sütun başlıları bulunuyor.Marmara boğazına bakan, manzarası müthiş bir yerde konumlanmış bahçede, iki kardeş şehrin sembolü olan Marmara Boğazı ile Shimonoseki Boğazından esinlenilerek yapılan giriş kapısı başta olmak üzere, Japon Bahçesinin temel karakteri olan Çay Odası (Yogetsuan), Şelale, Gölet, Çardak gibi öğeler yer alır ve aheste yürüyüşler keyifle yapılabilir.

Fatih’in İstanbul’u fethettiği dönemde küçücük bir Rum balıkçı köyüymüş aslında Bebek. Tarihi, küçük bir balıkçı köyü olarak, milattan öncesine kadar gitmekte. En eski adının ise, çeşitli kaynaklarda çeşitli şekillerde yazılan Challae, Chilai, Khile ve hatta Skallai (iskeleler) sözcüğünün bozulmuş bir biçimi olan Hallai olduğu ileri sürülmüştür.

Maalesef adı siyasete karıştığından sadece bir park değil. Taksim de gezerken pek zevk almadığım bu yer, Fransız Mimar Henri Prost’un eseri. 1935-51 yılları arasında İstanbul’a gelip görev yapmış. İstanbul’un imar planını oluşturmuş. Bu planda en önemli nokta Taksim ve çevresi olmuş. Gezi parkı, Topçu Kışlası yerine yapılmış. İlk yıllarda bu bölgenin park olarak tasarlanması Gezinin Harbiye’ye kadar uzanması demekti. 

Tanzimat Fermanının ve Islahat Fermanının burada okutulması, Fatih Sultan Mehmet’in yazdığı fermanların okutulması. Cumhuriyet dönemine geldiğimizde, Atatürk’ün ilk büstünün burada yapılması (1926), Atatürk’e başöğretmenlik sıfatının verildiği yerdir (1928) Gülhane arkadaşlar. Hani kara tahta önünde, elinde beyaz tebeşirle halka latince harfleri öğrettiği bir fotoğraf vardı ya, işte o fotoğraf da Gülhane Parkında çekilmiştir. 

Orta kısma mini süs havuzu yaılmış, üst yola çıkmak için uzun bir merdiven var. Ağaç aralarına istediğimiz gibi girebildik. Oksijen alabildiğiniz şehir içi nadir yerlerden. Çocuklar için oyun parkı da var. Hafta sonunu ailecek burada geçirebilirsiniz. Burada piknik yapabilir. Yâda lokanta veya cafelerden bir şeyler yeyip içebilirsiniz. Havası ve sessizliği size huzur veriyor.

Belgrad ormanı, ismini Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad seferi dönüşü beraberinde getirdiği Belgradlıların yerleştirildiği Belgrad Köyü’nden almıştır, bol oksijen alıp doğa yürüyüşleri yapabileceğiniz, bisiklet turlarına katılabileceğiniz, çocuklarınızın keyifli vakit geçirebileceği İstanbul’da yer alan bir cennet bahçesi.

Uzun ve pahalı seyahatlere gerek kalmadan, aynı yörede bilimsel incelemelerde bulunabilmek; bölge halkına odunsu bitkiler arsından, görüntü değeri olanları seçebilme olanağı sağlamak, değişik tür ve varyeteleri tanıtabilmek, geniş halk kitlelerine ağaç sevgisini yaymak, hangi varyete ve formların o bölge koşullarında yetişebildiğini saptamak ve doğal olarak, o yörede bulunmayan odunsu bitkileri getirmek suretiyle kurulmuş özel bir yer.

Kilyos’ta yerleşim eski çağlarda başlamış. Küçük bir balıkçı köyü olarak rağbet görmüş. Daha sonra Roma İmparatorluğu döneminde gelişme göstermiş. Roma İmparatorluğu dağılınca Bizans topraklarına katılan bu şirin belde, coğrafi konumu nedeniyle denizcilikle uğraşan bölge uygarlıklarının paylaşamadığı bir yer haline gelmiş.

Nişantaşı, Abdülmecid’in Topkapı Sarayından, Dolmabahçe Sarayına taşınmasıyla popüler olmuş özel bir yerimiz. Peki ama Nişantaşı ismini nereden aldı dersek ? Özellikle Teşvikiye’de bulunan beş adet Nişan taşından geliyor. Orta Asya’da ki Türklerle başlayıp, Osmanlı’yla yayılan ata sporumuz Okçuluk,atılan okun mesafesini hesaplamak için nişan taşları kurulurmuş. İsmini de burada fazlaca olduğundan almıştır. Son yıllarda özellikle de Avrupa Yakası dizisiyle günden güne popülerliği artmış gitmiş. En güzel mağazalar, pahalı cafe ve restoranlar, ünlülerle dolan taşan yer olunca herkesin ilgisini çekmeyi başarmış.

  • Emirgan Korosu

Fener ve balat semtleri, osmanlı dönemi İstanbul’un kozmopolit yapısını en iyi yansıtan iki semttir. örneğin balat semtini gezerken, gezi programlarında musevilere ait ahrida sinagogu,hristiyanlara ait ermeni kilisesi ve müslümanlara ait ferruh kethüda camii aynı satırlarda geçer.

8.yüzyıllardan günümüze kadar önemini yitirmemiş bit diğer eserimiz Pierre Loti Tepesi. Tepe dediğime bakmayın kaleler gibi çok yukarıda değil annem bile yürüyerek indiyse herkes çıkar. Başka seçeneklerde var tabi. Yol yürümek istemeyenler sürekli tepeye giden dolmuşları tercih edebilir yada en kestirme olan teleferik tercih edilebilir. Biz manzarayı seyretmek için yürümeyi uygun gördük. Karşısı boğaz, haliç manzarası ama yanlarımız mezarlık bilginiz olsun. 

Camii dikdörtgen planda, mihrabı çıkıntılıdır. Merkez kubbe altı sütun ve iki fil ayağına müstenit kemerlere yaslanır, etrafında yarım kubbe, ortasında Eyüp Sultan türbesi, sandukasının ayak ucunda bir pınar, avlu ortasında asırlık bir çınar bulunmaktadır. Yapıldığı yıl olan 1458’den sonra birçok kez tamir gören caminin minarelerinin boyu önceleri kısaydı, 1733’de yeni uzun minareler yapıldı. 

Yarım kubbe işlemini ilk defa ele aldığı bu camide, Mimar Sinan dört yarım kubbeli ideal bir merkezi yapı meydana getirip, Rönesans mimarlarının rüyasını gerçekleştirebilmiştir. Cami kare planlı olup, üstü yarım küre şeklinde bir büyük kubbe ve bunun etrafında dört yarım kubbeyle örtülmüş muhteşem bir eserdir. Dört köşede yarım küre, dört de küçük kubbe var. Bütün kubbeler dört büyük fil ayağı üzerine oturtulmuş. Şehzade Camii’nin büyük dış avlusu altı kapılıdır. Caminin cümle kapısı duvarının iki yanındaki ikişer şerefeli çift minaresi yapının en dikkat çeken bölümlerinden bir tanesidir.

Dört fil ayağı üzerine oturan caminin kubbesi 53 m yüksekliğinde ve 26,5 m çapında. Cami avlusunun dört köşesinde bulunan minarelerden iki tanesi üçer şerefeli ve taraçalı sete uygun olarak 76 m. yüksekliğinde, diğer iki minare ise ikişer şerefeli ve 56 m. yüksekliğinde. Toplam 10 şerefe, Kanuni’nin 10. padişah olmasına işaret ediyor.

Eminönü Yeni Cami ya da Valide Sultan Camii, İstanbul’da 1597 yılında Sultan III. Murad’ın eşi Safiye Sultan’ın emriyle temeli atılan ve 1665’te zamanın padişahı IV. Mehmed’in annesi Turhan Hatice Sultan’ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanıp ibadete açılan camidir.

1018 yılı recep ayının 9.perşembe günü. (Bugünkü takvimle 1609 yılı olduğu kesinde ayı yaklaşık olarak ekim başı oluyor) Temeline ilk kazmayı bizzat Sultan Ahmet Han vurdu. Bu kazma bugün Topkapı Sarayı müzesindedir. Temel kazmaya başlanınca ilk önce Sultan Ahmet Han eteğiyle toprak taşıyarak ”Ya Rab Ahmet kulunun hizmetidir…”diye dua etmişti. Caminin tamamlanması ise 1026 hicri yılı Cuma Del-ahiresi ayının 4.günü bugünkü takvimle 9 Haziran 1617 etmektedir. Böylece inşaat 7 yıl 5 ay 6 gün sürmüştür.                                                               

Fatih Sultan Mehmet’in boğazın güvenliğini sağlamak için karşıda bulunan Anadolu Hisarının tam karşısına yapılmasını emretmiştir. Askeri yapının inşa süreci 15 Nisan 1452’de başlamış. Boğazın en dar noktasına yakın konumdaki 30 dönümlük arazi üzerine inşa edilen yapının ne zaman tamamladığına dair farklı görüşler mevcut. Ama en bilinen 1453 tarihli olması.

Ortaköy’de Yahudi yaşamı, Sultan  II.Bayezıd’ın Engizisyondan kaçan Yahudilere yardım amaçlı İspanya’ya göndermiş olduğu gemilerden birinin Ortaköy limanına yanaşması ile başlar. Yahudilerin bölgedeki varlığı 1618 yılında Büyük Bedesten yangını sonrası artar, 1917 yılında Rusya’dan gelen Aşkenazlar ile Yahudi mahalleleri oluşmaya başlar. 

Ana mekana açılan 2. koridor biraz daha süslemeliydi. Üst örtüsü hac işaretleri yaldızlar, bitkisel motifleri andıran şekilerle kaplıydı. 5. kapının üzerinde İsa motifi işlenmiştir. Bu kapı imparator kapısıdır aynı zamanda. Burada da 9 kapı bulunuyor. Kapıların sağ tarafına vaftiiz alanına giderken güzel kapıya çıkıyoruz. Bu kapı M.Ö 11.yy’a ait Tarsus daki Helenistik Dönem Tapınağının orijinal bronz kapısıdır. İmparator Theophilos (829-842) tarafından getirtilmiştir. Kapının arka yüzünün üzerinde 10.yy’a ait mozaik pano yer alır.

İçeriye ilk girişte Sidon Nekroplu Eserleri bulunuyor. Bu eserler sidon ve çevresinde antik yerleşmelerde bulunmuş Anthropoid Lahitler, Boyalı Figürlü Steller ve Cippuslar sergilenmekte. Yandaki salonda Sidon nekropolü’nün ayrıntılı anlatıldığı sergilemenin devamı bulunuyor.

Günümüzde yaklaşık 27 bin metrekarelik bir alana yayılan müze, üç ana bölümden oluşmaktadır.Mustafa V. Koç Binası / Tarihi Lengerhane Binası, Tarihi Hasköy Tersanesi ve Açık Hava Sergileme Alanı. Müze koleksiyonunda en temel başlıkları ile iletişim ve ulaşım altında yer alan endüstriyel mirasın en geniş yelpazede örnekleri yer almaktadır.

İstanbul’un görkemli tarihsel yapılarından birisi de Ayasofya’nın güneybatısında bulunan Bazilika Sarnıcı’dır. Bizans imparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan bu büyük yeraltı sarnıcı, suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlar sebebiyle halk arasında “Yerebatan Sarayı” olarak isimlendirilmiştir.Sarnıcın bulunduğu yerde daha önce bir Bazilika bulunduğundan, Bazilika Sarnıcı olarak da anılır.

Nesli tükenmeyen dondurmacıların turistlere şakaları, sokak çalgıcıları, şarkı söyleyen insanlar her 10 adımda karşınızda. Yazın mısır satıcıları, kışın kestaneciler mis gibi kokutuyor caddeyi. Caddenin sağında Grand Pera var. İçerisinde Madame Tussauds var. Ünlü insanların gerçeği aratmayacak bal mumu heykelleri görülmeye değer. Galatasaray Lisesi solda kaldı. Çeşitli pasajlar fotoğraf çekmelik. Konsolosluklar çevrelemiş güzel caddemizi. S.T Antuan Kilisesi, Hüseyin Ağa Camii yine dini mekanların en güzel örnekleri.

Galata Kulesi, İstanbul’un Galata semtinde bulunan bir kuledir. 528 yılında inşa edilen kule, şehrin en önemli sembolleri arasına girmiştir. İstanbul Boğazı ve Haliç kuleden panoramik olarak izlenebilmektedir. 2013 yılında UNESCO, Dünya Mirası Geçici Listesine dahil etmiştir. İlk yapıldığında ahşaptan olan yapı bir yangın sonuncunda tamamen yanınca taş duvara dönülmüştür. Yerden yüksekliği yaklaşık 70metre kadardır. Duvar kalınlığı ise 3.75metredir.

  • Dolmabahçe Sarayı

Nereye bakacağımı ve nereden başlayacağımı inanın şaşırdım. Geniş bi alan var ve her yerinde özel bölümleri bulunuyor. Hemen önümde bir kocamış çınar ve sebil yapısı duruyor. Sol taraf sütunlarla örülmüş girişler, antik eserlerin sergilendiği ve hediyelik eşyaların satıldığı bölümü oluşturuyor. Bu kısmı en sona bırakıp yürümeye başladım.

Şehrin en büyük caddesine açılan kapıdan genellikle zafer kazanan İmparator girerdi. Kapı ve kemerler altın yaldızlarla kaplama olduğundan Altın Kapı olarak yada Yaldızlı Kapı” ismini almıştır. Roma döneminin en önemli kapısı. Avlusunda ki küçük mescit 1887 yılına kadar ayakta kalmayı başarmış.

  • Sirkeci Garı

Pazartesi günleri açık olan bu pazar, birçok İstanbullu tarafından benimsenmiş olmasıyla listemin en başına oturdu. Her yerimiz çarşı kaynıyor ama çok pahalı, uygun fiyatlı ve çok çeşitli bir şeyler arıyorsanız Ramiye bekleriz:) Büyük bir bölümü kıyafetlerle donatılmış pazarda yok yok. Ayakkabı sırayla süslenmiş. 

Cuma günleri oluyor bu pazar ve açıkçası Ramiden daha güzel geldi bana. Bir bölümü yine kıyafet ağırlıklı, ayakkabı, plastik eşyalar ve çeşitli bitkilerin yağını çıkarıp satanlar varken. Bir bölümünde sebze, meyve ve balıkçılar bulunmakta. Rami kadar büyük değil fakat iş görür. Daha uygun fiyata her şey bulunuyor. Özellikle mağazalarda satılan gecelikler burada yarı fiyattan daha az bir fiyata satılmakta. Hem ev yiyecek alışverişinizi yapabilir hem de üzerinize güzel şeyler bulabilirsiniz.

1903 Mart’ında özel bir izinle Bereket Jimnastik Kulübü kuruldu. 1908’de Meşrutiyet’in ilanıyla sportif hareketler biraz daha serbestlik kazandı. 13 Nisan 1909’daki (31 Mart 1325) siyasi olaylardan sonra Edirne’de bulunan Fuat Balkan ve Mazhar Kazancı, Hareket Ordusu ile İstanbul’a geldi. Siyasi olaylar yatıştıktan sonra iyi bir eskrim hocası olan Fuat Balkan ile başta güreş ve halter sporlarını yapan Mazhar Kazancı, Serencebey’de jimnastik yapan gençleri bularak birlikte spor yapma fikrini kabul ettirdi.

  • Türk Telekom Arena- Galatasaray Stadyumu

Mademe tussauds İstanbul, Balmumu heykel müzesidir. Alanında dünya çapında üne sahip müze, ilk olarak ikiyüzelli yıl önce dönemin önde gelen balmumu sanatçılarından Dr. Philippe Curtius’ın eğitim verdiği Marie tarafından Londra’da kurulmuştur. Londra’daki ilk müzenin başarısının ardından ikili, kraliyet ailesi üyelerine ders vermek için Fransa’ya geçmiş ve burada insanların gündemi takip etmelerine yardımcı olan pek çok sergi açmışlardır.

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk’un aynı adlı eserinden yola çıkarak 17 Mayıs 2014’te oluşturduğu müzedir. İstanbul’da 19.yüzyıldan kalma bir ev, yazar tarafından müzeye dönüştürülmüştür. Bu müze, kurmaca bir romanın, kurmaca evrelerinden yola çıkılarak yapıldığı için bir ilktir aynı zamanda. Burayı özel kılanda bu özelliğidir.

Sadece İstanbul’un fethini içeren resim görselleri, duvar freskleri bulunuyor. 3 boyutlu canlandırma yapmışlar. Gezi alanı dışında top ve tanklar, asker araç gereçleri dağınık bir şekilde yerleşmiş. Sürekli top sesleri ve mehter çalıyor arka fonda. Kubbe iç kısmı ise gökyüzü resmiyle süslenmiş. Gerçeği andıran cinsten. Işıklarla nüans elde edilmiş. Gezmekten keyif aldığım bir müzeydi.

Olmayan şey yok diyebilirim. Her ilin önemli yapıları minyatürce yapılmış. Tarihsel açıdan, konum açısından ya da insanların sevdikleri yer açısından, işlenmiş eserler teker teker.. Divriğ Ulu Camii mi dersiniz? Pamukkale Travertenler mi? yoksa Anıtkabir mi? İslam sanat eserlerinden Samarra mı? Kabe mi? ne ararsanız hepsi burada. https://www.miniaturk.com.tr/tr/iletisim

Bir Cevap Yazın

Takvim

Haziran 2019
P S Ç P C C P
« May    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
%d blogcu bunu beğendi: